AVRUPA’NIN KALBİ: PRAG

Franz Kafka’nın büyülü şehri, Avrupa’nın kalbi, eski Çekoslovakya ve yeni Çek Cumhuriyeti’nin başkenti : Prag. Prag sokaklarında gezen kişinin, kendini bir filmin karesindeymiş gibi hissetmemesi  mümkün değil. Gündüzü ayrı gecesi ayrı güzel, buram buram tarih kokan, diğer Avrupa ülkelerine göre çok daha ucuz olan bu şehirde (para birimi çoğu Avrupa ülkesi gibi Euro değil, CZK. Yani Çek Korunası’dır), St. Vitus Katedrali, Prag Kalesi, Petrin Kulesi, Charles Köprüsü, Old Town Meydanı ve Astronomik Saat Kulesi kesinlikle görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor.

               
Ne yazık ki Prag kışın çok soğuk oluyor. Seyahatiniz kış ayları içerisinde olacaksa, lahana gibi kat kat giyinmek zorunda kalabilirsiniz. Ancak Christmas zamanına (Aralık ayında başlayıp, Ocak sonuna kadar süren dönem) denk gelirseniz çok şanslısınız, çünkü o sıcacık, keyifli, samimi ortam içerisinde soğuğu pek de hissetmeyeceksiniz. O şanslı kişilerden biri de benim. Prag, Christmas sürecinde çok iyi bir ev sahibidir, Noel ruhu hemen hemen şehrin her yerine yansır. Kent meydanında kurulan stantlarda, yiyecekten hediyelik eşyaya, çikolatalardan tahta oyuncaklara, sıcak şaraptan bardakta mısıra kadar her şeyi bulmanız mümkün. Bu stantların yanında, çocuklar için mini bir hayvanat bahçesi de kurularak daha sıcak ve samimi bir ortam yaratılır.
Gelelim bu masalsı şehirde gezilmesi/görülmesi gereken yerlere… İlk durağımız, ülkenin en büyük, Fransız Gotik mimarisinin zarif ve baskın bir örneği olan St.Vitus Katedrali. Katedral gerçekten büyüleyici bir görüntüye sahip. Kafanızı göğe doğru kaldırıp da bu yapıyı yavaş yavaş incelemeye başladığınız zaman, yapıda emeği geçen herkese büyük bir hayranlık duyuyorsunuz. Prag Kalesi içinde bulunan bu görkemli katedral, neredeyse şehrin her yerinden görülüyor.

Dünya’nın en büyük kalelerinden birisi olan Prag Kalesi, Prag içinde küçük bir şehir gibi. İçinde birçok sokak ve avlusuyla kale, Cumhuriyet Saraylığı’na ev sahipliği yapıyor. Kraliyet Sarayı’nın bazı bölümlerini gezmenizde herhangi bir engel yokken, bazı bölümlerine girmek kesinlikle yasaktır. Yapımı yüzyıllar sürmüş, zaman zaman eklemeye zaman zaman tahribata maruz kalmış bu kale, ihtişamıyla göz kamaştırmakta ve kesinlikle görülmesi gereken yerler arasında bulunmaktadır.
Prag Kalesi’nden çıkıp çok az yürüdüğümüzde karşımıza Petrin Tepesi çıkıyor ve bizi Paris’teki Eiffel Kulesi’ne benzer bir yapı karşılıyor: Petrin Kulesi. Kule, Prag’ın en yüksek noktasında bulunuyor, dolayısıyla burada bizi mükemmel bir şehir manzarasıyla buluşturuyor. Tepeye tırmanmaya üşenenler, kuleye çıkmak için bir tramvay bileti ile eşdeğer ücrette olan  teleferiği kullanabilir.
Bir sonraki durağımız, Vltava Nehri üzerine kurulmuş tarihi köprü olan Charles Köprüsü,Çekçe adı ile Karlův Most. Yaya trafiğine açık olan bu köprü, Kral IV. Karl tarafından yaptırılmış, şehrin en gözde turistik mekanlarından biri. Köprünün iki çıkışında da kuleler bulunuyor. Bu kulelerin bizi büyülediği yetmiyormuş gibi köprü üzerindeki her heykel ayrı ayrı büyülemeye devam ediyor. Hatta rivayete göre dilek tutup bazı heykellere elinizi sürerseniz dileğiniz gerçekleşiyormuş.

Ressamlar, karikatüristler, müzisyenler, müzik kutuları eşliğindeki satıcılar, dilenciler kar kış demeden köprü üzerindeki yerlerini alıyor ve daha yoğun turist gruplarını buraya çekiyor. Haliyle, zaman zaman köprü üzerinde bir fotoğraf çekmek bile zulüm haline gelebiliyor. Bu esnada bir noktaya değinmek istiyorum. Ressam, müzisyen ya da satıcıların turistik bir bölgede ilgi çekmesi alışılagelmiş bir durumdur. Ancak Prag’ta, dilenciler de turistlerin ilgi odağı haline gelmiştir. Birçok ülkede, birçok şehirde dilencilik “el açma” eylemi ile özdeşleştirilmiştir. Fakat buradaki (başka Batı ülkelerindeki dilenciler için de aynı durum söz konusu olabilir) dilenciler, dilenirken ellerini açmak yerine secdeye kapanır gibi durup yüzlerini saklarlar. Uzattıkları şey elleri değil, ellerinde bulunan kaplarıdır. Hatta bazı dilencilerin bu eyleme köpeklerini de dahil etmesi, bu dilencileri turistler tarafından daha da dikkat çekici kılıyor.
Charles Köprüsü üzerinde hem gündüz hem gece dolaşmanızı tavsiye ederim. Çünkü gece bambaşka hale bürünür bu şehir. Daha mistik, daha romantik gelir her yer. Yıllar önce bu topraklarda doğmuş olan Kafka’nın Milena’ya duyduğu o muazzam aşktan mıdır bilinmez, Prag’ın havası da bir yandan hoşnut ederken sizi, diğer bir yandan -özellikle kışın- sisler, gri bulutlar içinde kasvete boğar. Bir yandan mutluluk verir, diğer yandan bir huzursuzluk sarar bedeninizi. Tıpkı o muazzam aşk gibi…
Charles Köprüsü’nden sonra Old Town Meydanı’na geliyoruz. Çekçe ismiyle, Staroměstské Náměstí. Prag’ın en eski ve en önemli meydanı olan bu alan, şehrin en merkezi yerinde bulunur. Charles Köprüsü ile Wenceslas Meydanı arasında bulunan Old Town Meydanı’nda, Jan Hus Anıtı (Jan Hus –ya da Johannes Huss-bir dönem Prag Üniversitesi’nin rektörlüğünü yapmış din adamıdır ve yakılarak öldürülmüştür. Anısına, Jan Hus Anıtı yaptırılmıştır) ve Marian Sütunu (Özgürlük anısına yapılmıştır)da bulunmaktadır. Zamanla Prag’ın ekonomik, politik ve kültürel merkezi haline gelmiş olan bu meydanda, ünlü Astronomik Saat Kulesi, Nicholas Kilisesi ve Tyn Kilisesi de yer almaktadır. 
Old Town’u da keyifle gezdikten sonra yine harikulade bir yapının önüne geliyoruz : Astronomik Saat Kulesi. Renkleriyle, detaylarıyla, mimarisiyle bu yapı karşısında etkilenmemek mümkün değil. Kulenin mimari yapısının etkileyiciliğinin dışında, her saat başı gerçekleştirdiği gösteri ile kule önünde yoğun bir kalabalık oluşuyor.
Astronomik Saat üstündeki 12 saat dilimini, 12 burcun sembolleri gösteriyor ve saat üzerinde 4 adet figür bulunuyor. Bunlar soldan sağa : Elinde ayna olan figür, elinde altın kesesi tutan Yahudi figürü, iskelet figürü ve mandolin çalan Osmanlı figürü. Bu figürler de sırasıyla, kibiri, açgözlülüğü, ölümü ve eğlenceyi temsil eder. Gösteri ise şöyle gelişir : Her saat başında, iskelet elinde bulunan zili çalar ve başını sallar. Diğer figürler ise kafalarını sağa sola çevirip ölümü kabullenmezler. Gösteri süresince kuledeki bir pencerenin içinde havariler sürekli döner durur. Saat kulesinin bu gösterisini kimileri oldukça basit ve beklentiyi karşılamayan bir gösteri olarak değerlendirirken, kimileri de bu gösteriyi başarılı bulur. Astronomik Saat Kulesi’ndeki bu gösteri, iyi ya da kötü birçok eleştiri almasına rağmen merak uyandırıp yoğun bir kalabalığı kendisine çekmeyi başarır.
               
Masalsı bu şehirde “Nerelerin gezilmesi/görülmesi gerekir?” sorusuna yanıt verdikten sonra, “Ne yenir?” sorusuna yanıt verelim. Çek yemeklerinde ağır soslar kullanılması, etlerinin domuz eti içermesi nedeniyle yemekler, Türk damak tadına pek uymaz. Ancak Hard Rock Cafe, TGI Fridays gibi Amerikan restoranlarında tanıdık yiyecekler ile karşılaşabilirsiniz. Şehirde en ucuz şekilde doymak istiyorsanız, dilim pizza satan büfeleri öneririm. Bu pizzalar hem çok ucuz hem de çok doyurucu. Ayrıca dünyanın en çok bira tüketen milleti olan Çekler, birayı sudan daha ucuza satıyor.
                 
Gezdik, gördük, eğlendik, büyülendik, karnımızı doyurduk, harika bir vakit geçirdik veeee dönme vakti geldi çattı. Aaa az daha unutuyorduk. Yapmamız gereken tek bir şey kaldı : Hediye almak. Aman unutmayalım! 🙂
               
Herkes az çok Swarovski markasına aşinadır. Çek Cumhuriyeti’nde doğmuş prestijli bir dünya markası olmayı başarmıştır Swarovski. Çek kristalinin ünü herkesçe bilinir. Bu nedenle Prag’ta hemen hemen her hediyelik eşya satan mağazada kristal ürünlere rastlarsınız. Hepsi ışıl ışıl ve özellikle el yapımı olan bu kristal ürünler, kuşkusuz çok güzel bir hediye. Prag’a dair alınabilecek bir diğer özgün hediye de kukladır. Kristal ürünler gibi el yapımı olan tahta kuklalar da kesinlikle çok şirin bir hediye. Anahtarlık, magnet gibi klasik hediyeler yerine şehre özgün el yapımı hediyeler kuşkusuz daha değerlidir. Böylece hediye işini de halletmiş olduk.
Ve artık “Avrupa’nın Kalbi”nden ayrılma vaktimiz geldi. Gerçekten de içinde türlü güzellikler, kimi zaman aşka, kimi zaman idama yer veren, acı tatlı bir sürü hikaye ve birçok duyguyu bir arada bulunduran kocaman bir kalp burası. Umarım sizin de yolunuz bir gün bu kalbe düşer…
               
Yazı ve Fotoğraflar: Yonca Özdemir
İletişim: yonca.ozdemir93@hotmail.com

About Cemre Nur Meleke

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir