BRUGGE, Belçika

Belçika’nın batısında yer alan ve kuzeyin Venedik’i olarak adlandırılan Brugge’deyim. Mimarisiyle insanı büyüleyen, eski dokusunu koruyan, masalsı ve daha birçok güzel sıfatı hak eden bir şehir Brugge. Eğer bir gün yolunuz Belçika’ya düşerse veya Belçika’ya gitme planınız varsa buram buram tarih kokan, el değmemiş bu şehri kesinlikle gezinize dâhil etmelisiniz.


Brugge küçük bir şehir gezilecek alanlar bir elips içerisinde yer alıyor ve böyle şehirlerin en güzel yanı neredeyse şehrin tamamını yürüyerek gezebilmeniz. Uyum şehrin her yerinde adeta, elinizden fotoğraf makinenizi düşüremeyeceğinizin garantisini verebilirim.

Brugge’e Hollanda’dan 3 saatlik bir yolculuk sonrasında ulaştık. Avrupa’da otobüs yolculukları tren yolculuklarına göre biraz daha uygun. Euroline ve Megabusbenim bildiğim büyük firmalar. Tabi trenleri de sıkı takip ederseniz indirimleri yakalayabilirsiniz. Benelüks& Paris turları genellikle Brugge’ü bir günlük veya iki günlük olarak içine dâhil eden turlar gitmek için bunlara da bakabilirsiniz. Brugge büyük bir şehir olmadığı için 2 günde bile rahatça gezebilirsiniz. Ya da diğer bir seçenek olarak, kendi turunuzu ayarlayıp dilediğiniz kadar da kalabilirsiniz. 

Gittiğinizde ilk iş bir harita edinin kendinize zaten, haritalarda yapabilecekleriniz çok güzel bir şekilde anlatılıyor. Tarihi mekânlardan, yemek- eğlence mekânlarına kadar hepsi özenle özetlenmiş. Her hangi bir araştırma yapmadan da gitseniz bu haritalar size rehber olabilirler.

İlk olarak Grote Markt Meydanındayız. Nereye bakarsanız ayrı bir güzellik, bu güzelliği kuş bakışı izleme ve aynı zamanda fotoğraflama şansına da sahipsiniz. Yapmanız gereken bizim gibi 83 metre yüksekliğindeki Brugge çan kulesinin (Berfly of Brugge) tepesine 366 basamak çıkarak ulaşmak. Neyse ki ara ara dinlenebileceğiniz küçük odalar da mevcut. 🙂

Diğer meydanımız Burg meydanı burada Belediye binası bulunuyor. Binaların bir biriyle uyumu görülmeye değer gerçekten sanki fotoğrafı yaşıyormuşum hissi gezi boyunca benimleydi.

Buranın hemen yakınında ki Dijver nehrini arzu ederseniz nehir kenarında yürüyerek veya bota binerek gezebilirsiniz.  Kanallar da ki kuğularsa eşsiz bir manzara sunuyorlar ve gezinizi görsel olarak zenginleştiriyorlar.

Diğer bir tarihi simge Ezelpoort (Donkey’ gate) gerçekten çok hoş bir görüntüsü var. Burası şehrin batısında yer alıyor.

Rüzgar değirmenleri için biraz fazladan yürümeniz gerekiyor ancak onlar da görülmeye değer.

Yemek konusuna değinilecek olursa herkese hitap edebilecek çeşitte restoranları var meydanda olanlar biraz daha pahalılar. Diğer yandan birçok atıştırmalık seçeneğiniz var. Atıştırmalık demişken sokakları waffle ve çikolata kokan bir şehirde atıştırmaların pek masum olmadığını da belirtmek isterim. Gitmişken denemek lazım tabi.

Çeşitli Belçika biralarını tadabileceğiniz mekanlarda mevcut 2be Beer Wall, Staminee de Garre, Cafe Rose Red iyi mekanlar arasında , biz yanlış hatırlamıyorsam Cafe Pick e gitmiştik orası da gayet güzeldi. Spontane olmayı sevmiyorsanız gitmeden araştırmanızda fayda var. Bizim böyle bir kaygımız olmadı çünkü bu şehrin en güzel yanlarından bir tanesi de bir yerden diğer yere gitmek için çok büyük çaba sarf etmeniz gerekmiyor. En kötü beğenmezsiniz ve bir diğer mekana gidersiniz.

Ben  iki günlük kısa gezimizden çok keyif aldım ve son olarak el değmemiş yapısıyla tablo gibi olan Brugge’ü yeniden gezmek isteyeceğim bir şehir olarak hafızama kazıdım.

Yazı ve Fotoğraflar: Gonca Kaya
İletişim: gkaya92@gmail.com

About Cemre Nur Meleke

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir