Buzlar ve Ateş Ülkesi: İzlanda

Günümüzde seyahat etmek, benimsediğimiz “tatil” anlayışından sıyrılarak, alışılmışın dışında destinasyonlara gitmek, yeni kültürler ile tanışmak ve farklı deneyimler yaşamak kavramına büründü. Daha az bilinen yerler görmek, farklı olanı keşfetmek, sosyal medyanın da etkisi ile bizim gibi gezmeyi sevenlerin tutkusu haline dönüştü.

Avrupa ve Amerika kıtalarının arasında kalan minik ada ülkesi İzlanda, uzun zamandır listemdeydi. Özellikle de Kuzey Işıklarını görmeyi inanılmaz istiyordum, arkadaşlarımla kuzey ışıkları hayali kurduğum bir vakit kendi kendime şu soruyu sorarken buldum; “neden en çok görmek istediğim yerleri erteliyorum, beni engelleyen bir şey mi var?” Sonrasında tahmin edebileceğiniz üzere ilk işim uçak biletlerine bakmak oldu ve benim gibi yaşama sebebi gezmek olan arkadaşlarım da hemen plana dahil olunca 5 günlük İzlanda maceramız böylece başlamış oldu. Hem bütçe kısıtından (malum Euro aldı başını gidiyor) hem de tur ile gezmek yerine bireysel gezmeyi tercih ettiğimizden, geziyi tamamen kendimiz organize ettik.

Öncelikle İzlanda’ya Türkiye üzerinden direkt uçuş yok, bu sebeple İsveç, Norveç, Danimarka, İngiltere gibi yakın ülkelerden aktarma yapmak durumundasınız. Daha önce Danimarka’yı görmediğimiz için buradan aktarma yapıp, oradan da İzlanda’nın yerel havayolu şirketi Wow Air ile devam ettik. Burada ufak bir not; Wow Air’ın sitesinde dilinizi İzlandaca seçerseniz fiyat 200 tl kadar aşağı iniyor. Çeviri uygulamaları sağolsun bayağı faydasını gördük.

Kuzey Işıklarını görmek birincil amacımız olduğu için Şubat’ın başında yani en soğuk olan zamanda gittik ki ışıklar Kasım – Mart arasında görülebiliyor. Yine de hava gündüz 5-6, gece ise 0 derece civarındaydı. Tabii biz buzlar ülkesine gidiyoruz diye alt-üst içliklerimiz, -15 dereceye kadar ısıtan ve su geçirmez botlarımız, kaz tüyü montlarımız ve kat kat yün kazaklarımız ile gittik. Hepsinin de faydasını gördük hatta siz giderken kayak eldiveni bile götürebilirsiniz, şahsen en çok üşüyen zavallı ellerim oldu.

Ülkenin en büyük geçim kaynağı turizm ve ziyaretçi sayısı da bir hayli yüksek bu sebeple organizasyon şirketleri kendini bu işe adamış adeta. Gitmeden önce internet üzerinden gezmek istediğiniz rotasyonları gün seçerek satın alıyorsunuz, firmalar sizi havaalanından alıp otelinize bırakıyor, belirttiğiniz gün ve saatlerde rotanıza gitmek üzere kapınıza kadar gelip aynı şekilde gün sonunda kapıya teslim yapıyor. Ziyaretçi sayısı çok demişken şöyle bir rakamdan bahsedildi; 2016 yılında 1.7 milyon turist gitmiş, 2017 hedefleri ise 2.4 milyonmuş. Ülke nüfusu toplam 333 bin kişi!

Turu satın alırken bir tek ışık kısmını atladık çünkü havanın durumuna bağlı olarak görüp görememe durumunuz var, ışıklarımız azıcık nazlı öyle her gün göstermiyorlarmış kendilerini. Başkent Reykavik’e ayak bastığımız an baktık hava açık hemen o akşam gitmek üzere yerel şirketlerin birinden rezervasyon yaptırdık. İyi ki de öyle yapmışız o gece ışığa doyduk ve sonraki her gün hava kapalıydı.

Ayrıca ışıklarının nerede belirgin göründüğüne dair şöyle bir uygulama var: http://en.vedur.is/weather/forecasts/aurora/ 

Burada bir konuda önceden anlaşalım ki sonrasında hayal kırıklığı olmasın; ışıkları sadece kamera yeşil olarak görüyor, yani çıplak gözle şeffaf ile beyaz arasında bir silüet, tabii eğer dans ederlerse o zaman görsel bir şölen o ayrı. Şanslıyız ki biz denk geldik. Gecenin sonunda yüzümüzden kocaman tebessüm ile otelimize geri dönerken ellerimizin soğuk yanığı olması umrumuzda bile değildi. Burada minik not: kameranızı mutlaka gece çekimi için öncede ayarlamış ve tripodunuzu yanınıza almış olun keza ışıklar hızlıca yer değiştirdiği için yakalamakta zorlanabilirsiniz.

Ertesi gün doğa maceralarımıza Golden Circle turu kapsamında devam ettik. İlk durağımız ateşin buz halini almış volkan krateri Kerið idi. Manzara bir hayli güzeldi lakin buzdan kadın olarak orada heykelimizin çıkmaması adına zibilyon adet fotoğraf çekip koşar adımlarla otobüsümüze geri döndük.

Sonrasında ise nisapeten daha az soğuk olan ve yer altından kaynar sülfürlü suların fışkırdığı Geysir geothermal area’ya gittik. Büyük olanın patlamalı videosunu izlemek isteyenler için; https://www.instagram.com/p/BQTfMvOjmPQ/?taken-by=eyesilcimen

Ve tabi İzlanda gezisinin olmazsa olmazı Gullfoss Şelalesi… Burada beni en çok zorlayan; sert rüzgarda sabit durabilmek ve yağmur altında fotoğraf çekmek oldu, yanınıza naylon koruyucu ve parasoley almanız faydalı olur.

Goldern Circle turuna dahil olan son lokasyon ise UNESCO Dünya Mirasları listesindeki Thingvellir Ulusal Parkı. Buranın şöyle bir önemi var; 10. Yüzyılda kurulan Althingi adını verdikleri dünyanın en eski meclislerinden biri olup İzlanda halkın hala daha önemli olayları kutlamak için bir araya geldikleri alanmış. Örneğin Danimarka’dan bağımsızlıklarını ilan ettiklerinde de milenyumu kutladıklarında da hep burada toplanmışlar.

Ertesi gün ise Güney İzlanda Turu yapmak üzere 10 saatlik yolculuğumuz başladı. Doğası gerçekten çok güzel bir ülke ve tek amacınız kuzey ışıkları görmek değilse havalar biraz daha az yağışlı olduğu vakit gitmeniz doğayı doya doya içine çekmek isteyenler için daha uygun olacaktır.

Seljalandsfoss Waterfall: Buarada şelalenin arkasından yürüyüp suların arasından azıcık ıslanarak geçebiliyorsunuz. Biz çok eğlendik tavsiye ederim fakat kameraların azizliğine uğradığım için o anın fotoğrafı yok maalesef.

Sólheimajökull Glacier: Her ne kadar küresel ısınmadan nasibini almış olsa da hala ayakta kalmayı başarabilmiş bir buzul kendisi. 8 km uzunluğunda 2 km genişliğinde bir alan kaplıyor ve benim en huzur bulduğum derin sessizliğin hakim olduğu bir yer olarak kaldı hafızamda. Meraklısına not; üzerinde buz yürüyüşü de yapılabiliyor.

Skógafoss Waterfall: Yine devasa bir şelale karşımızda. 23 m genişliği 60 m eni ile ülkenin en büyük, dünyanın da ilk 10 listesinde bulunan şelalelerinden biri. Neden bilmiyorum ama ben burayı çok sevdim. Sanırım su ile ayrı bir bağım var.  Bir de güneşli havada giderseniz suyun dağılımından ötürü gökkuşağı görebilirmişsiniz 🙂

Black Sand Beach: Vík í Mýrdal adında minik bir yerleşim bölgesinde bulunan siyah taşlı sahil. Taş diyorum çünkü henüz kum olacak kadar ufalanmamış volkan parçaları. Dalgalar o kadar yüksek ve ivmeli ki suyun altında kalmamanız adına fazla yaklaşmamak gerek. Bu uyarı bize yapıp sonra kendisi dalga altında kalan sevgili rehberimizi minnetle anıyorum 🙂

Ve Vik köyü:

Turun olmazsa olmaz aktivitesi elbette Blue Lagoon. Aslında bakarsanız burası insan yapımı bir spa. Vakti zamanında yakındaki bir elektrik santrali olan Svartsengi çalışanları, civardaki topluluklar için elektrik ve sıcak su üretmek amacı ile sondaj yaparken kazara Blue Lagoon’u keşfediyorlar sonra da burayı jeotermal bir spaya dönüştürüyorlar. Su silika, yosun ve minarallerden oluşuyor ortalama sıcaklığı 40 derece fakat girmeden önce mutlaka saçlarınızı kremlemeniz gerekli, yoksa 1 hafta boyunca benim gibi tarak girmeyen çitilenmiş görünümlü saçlarla gezebilirsiniz. Mayo ile birlikte yanınızda terlik ve havlu götürmeyi ihmal etmeyin onlara ekstra ücret alıyorlar keza ıslak kıyafetleriniz ve havlularınız için poşetler mevcut.  Beklediğimin aksine gayet lüks bir yapı, içerisinde duşlar, saç kurutmaları, şampuanlar ve kilitli dolapları mevcut. Tabii minimum 2 hafta öncesinden rezervasyon gerektiriyor, rezervasyonu da saat olarak seçtiriyor. Girdikten sonra istediğiniz kadar kalabilirsiniz. Biz rezervasyon işlemini son dakika yaptığımız için aynı anda bilet satın almamıza rağmen ben arkadaşım ile aynı saati alamayarak ufak çaplı bir dram yaşadım fakat sonrasında farkettirmeden geçmeyi başardım. Yoksa öğlen 12:00 yerine karanlık havada 20:30’da gitseydim çok üzülürdüm.

Daha yapılacak farklı aktivite olarak balina izleme ve ünlü İzlanda atlarına binme aktivitesi vardı fakat hava soğuk olduğundan biz bunları atlamayı tercih ettik.

O zaman kapanışı faydalı bilgiler köşesi ile yapalım;

  • İzlanda Avrupa’nın en pahalı ülkelerinden biri. Giderken yanınızda çıkın götürmeniz şiddetle tavsiye edilir. Zaten bir çok turist oranın en hesaplı marketi Bonus’dan gıda ihtiyacını karşılıyor. Mümkün mertebe Kron üzerinden harcama yapmak gerek Euro olunca daha pahalıya geliyor harcamalarınız.
  • Bilinenin aksine Viking etnik bir kavram değil meslekmiş. Barbar olarak nitelendirdikleri Vikinglerin kendileri ile özdeşmesinden pek de memnun değiller.
  • Elflere inanmadıklarını söylüyorlar ama araştırmalara göre halkın %80’i de varlıklarını inkar etmiyormuş.
  • Game of Thrones ve Lord of the Rings’in bazı bölümleri İzlanda topraklarında çekilmiş.
  • Önceden rezervasyon ile Free Walking Tour’lara katılabilirsiniz. Sempatik rehberler tarih ve kültür anlamında çok faydalı bilgiler sunuyor.
  • Blue Lagoon dışında da şehir içinde çok güzel açık hava spa’ları ve havuzları var soğuk havada sıcacık suyun içinde yüzmek çok güzeldi, vaktiniz kalırsa bu şekilde değerlendirebilirsiniz.
  • Ülke nüfusu bu kadar az olunca haliyle bir çok kişi akraba çıkıyor, öyle ki özel bir uygulamaları varmış ve tanıştığın kişilere oradan bakarak kaçıncı dereceden akraban olduğunu görebiliyorsun. Zaten ülkenin 2/3 başkentte yaşıyor.

Yazı ve Fotoğraflar: Emine Yeşilçimen

İletişim: emineyesilcimen10@gmail.com

Instagram: eyesilcimen

About Cemre Nur Meleke

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir