Dedeağaç (Alexandroupolis)

Memleketime şimdiye kadar neden gitmediğim için kendime çok kızdım. Ata toprakları, annemin ve babamın doğduğu fakat mecburen terk ettiği yerleri, köyleri ve kasabaları olan Dedeağacı bu yıl Ağustos ayında  gezdim.

Meriç Nehri üzerinde bulunan, yarısı kırmızı ve beyaz; yarısı mavi ve beyaz olarak boyanmış köprüden, nöbet tutan Türk ve Rum askerlerine çocuklar gibi el sallayarak geçtim. Dedelerimin yaşadığı toprakları gördüm, akrabalarımı ziyaret ettim.

Duygularım anlatılır gibi değil. Yabancı topraklarda evinde gibi hissetmek ne muhteşem bir duyguymuş. Burada önemli miktarda Türk yaşamakta. Temiz deniz, mükemmel  yiyecekler ve rahat edebileceğiniz bir konaklama yeri arıyorsanız çok uzağa gitmenize gerek yok. İpsala sınır kapısından 40 km. sonra Yunanistan’ın Dedeağaç (Alexandroupolis) kenti deniz, güneş ve kum tatili için ideal bir yer .

Üstelik şezlong ve şemsiye parası da istemiyorlar, onlara bir içecek ısmarlayıp akşama kadar sahillerinden faydalanabilirsiniz. Yeme, içme ve konaklama fiyatları da makul. Bizim plajlarımızdaki gibi hamburger, pizza ve patates üçlüsüne mahkum değilsiniz. Hemen her yerde Türkçe hizmet alabiliyorsunuz. Menüler Türkçe ve garsonların hemen hemen hepsi Türkçe biliyor, bu yüzden dil bilmeyenlerin endişe etmesine gerek yok. Plajlarında yemekler leziz ve çok taze, aynı zamanda restoranlarda sabah tutulan deniz ürünleri sunuluyor ve mezeleri de başlı başına bir ana yemek. Özellikle Grek salatası ve kabak kızartması çok lezzetli. İçecek olarak Uzo içebilirsiniz, rengi mavi olan Barbayanni’den, çünkü tat olarak bizim rakımıza en çok benzeyen o.

Dedeağaç’ta denize girebileceğiniz en güzel yer şehir merkezine 6 km mesafede olan Makri Plajı.

Makri Plajı’ nın olduğu yerde Makri Köyü var, burayı da gezmeyi ihmal etmeyin. Mavi bayraklı tertemiz deniz, sahil boyu şezlonglar, kafeler, plaj oyunları, su sporları var.

Yaşamın merkezi olan Dimokratias Caddesi sıra sıra dizilmiş birbirinden hoş ve geceleri tavernalara dönüşen kafelere ev sahipliği yapıyor.

Burada ise meşhur frappe’lerin tadına bakabilirsiniz.

Dükkanlar gündüz 09.00-13.00 arası akşam da 18.00-19.00 arası açık oluyor, aradaki boşluk Siesta zamanı . Cumartesi- Pazar tatil fakat Siesta zamanı ve tatil günleri kafeler açık, benzin istasyonları bile kapalı. Çok ilgimi çeken bir durum da benzin istasyonlarının apartman altlarında olmasıydı. Yunanistan’ın Evros iline bağlı bu küçük kent çok geniş bir gece hayatına da sahip. Gündüz cadde ve sokaklarda çok az insana rastlarsınız ama gece olduğunda özellikle ana caddesi olan Dimokratias Caddesi ve deniz kenarındaki fenerin olduğu kordon boyu Dimitriou Karaoli Caddesi, sahil yolu çok kalabalık oluyor.

Burayı gezerken göreceğiniz en dikkat çekici şey ise; 1880 yılında Sultan II. Abdülhamit tarafından yaptırılan Deniz Feneri.

Fenerin bulunduğu sahilde bir de lunapark var ve çocuklu aileler burada sıkça vakit geçiriyor.

Lunaparkın yanında ise liman var, gece cıvıl cıvıl oluyor.

Sokak şarkıcıları ve dansçıları, paten kayan çocuklar, bisiklet akrobasisi yapan gençler lunapark yanındaki liman alanını tercih ediyor.

Eğer sadece şehri gezmek istiyorsanız bir gün yeterli ancak denize de girecekseniz en az iki ya da üç gün burada kalın derim. Dedeağaç’ta bir hafta vakit geçirdik, Nefeli Otel’de kaldık. Bu süreçte denize girdik, bol bol meşhur frappesinden içtik, taze balık ve kalamarından yedik. Ayrıca şehirde çok güzel yemekler yedik bunlardan en iyisi Güvendik Köyü, Taverna Mesivria Salihin Yeri idi.

Burada fiyatlar uygun ve çalışanlar çok ilgili. Oğlak çevirmeleri ve harika bir anne tatlısı olan balkan oturtmaları var.

Bir diğeri ise Dikilitaş Köyü’ndeki Derviş Taverna, buraya mutlaka gitmelisiniz. Bu mekanı Türk aileler işletiyor. Bunun dışında bol bol akraba ziyareti yaptık, akrabalarımızın lezzetli yöresel yemeklerinden yedik. (Duygular anlatılamaz…) Büyük bir alışveriş merkezi olan Jumbo’dan alışveriş yaptık.

Yakın yerler olan ve Batı Trakyalı Türklerin çok bulunduğu İskeçe ve Kavala şehirlerini gezdik. Kavala’dan meşhur Kavala kurabiyelerinden satın aldık. En çok zorluk çektiğimiz şey ise çay, maalesef Yunanistan’da demleme çay yok. Kavala sokaklarında gezerken bir kafede Türkçe yazılı “DEMLEME ÇAY BULUNUR” tabelasını okuyunca şaşırdık ve hemen içeriye girip çayımızı içtik.

En farklı bulduğum şey ise yol boyunca çok küçük kiliselerin olmasıydı. Özellikle virajlı yerlerde çoğalan bu yapılara “Kandil” denildiğini ve trafik kazasında ölenlerin anısına dikildiklerini öğrendim. İçlerinde mum yanıyor ve bir ikon bulunuyordu. Ben Dedeağaç gezimden pek çok anı ile döndüm, inşallah yeniden gidebilirim.

Yazı ve fotoğraflar: Yasemin Karacaoğlu

yasemin.karacaoglu@eyuboglu.com

 

 

 

About Cemre Nur Meleke

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir