Myanmar

 

     Myanmar… Daha sokağa ilk adım attığımda ‘İşte farklı bir yerdeyim’ dedirten ülke. Kokusu, dokusu, kültürü… Her şeyi farklı. Asya’daki 6. destinasyonum, ne yapacağımı pek bilmiyorum. Tek bildiğim Bagan’ı görmek için yanıp tutuştuğum. Nedense Myanmar kulağa biraz ürkütücü geliyor başta. Sanki yalnız gidilemeyecek bir rota gibi. Kapılarını turizme 2010’da açtığından belki, cunta rejiminden yeni çıktığından ya da hala iç savaşla meşgul olduğundan… Ama Bagan… Bagan ‘yaşam boyu bir kere’lerden.

    Evet bu saydığım pek çok nedenden ben gitmeye biraz ayak diretiyorum, ancak sevgili gezgin arkadaşım Didem Mollaoğlu beni çok güvenli olduğu konusunda ikna ediyor ve bir anda kendimi biletimi alırken buluyorum.

   Bir başka şey daha var; gerçekleştirmek için yanıp tutuştuğum, aylardır kontenjan aradığım; Vipassana Meditasyon Kursu. Esasında kursu Tayland’da Eylül’de alma niyetim var. Ancak kurs süresince yani 11 gün sessizlik içinde olduğunuz ve telefon, defter, kitap vs. her şeyi kenara bıraktığınız için o tarihlere denk geleceğini tahmin ettiğimiz yeğenimin doğumu beni kursu daha evvel, Myanmar’da almaya teşvik ediyor. Fakat her halükarda ben doğumu telefonla olsa dahi kaçırıyorum, erken geliyor kerata. O sıra Vipassana’nın Burma’nın kalbi olduğunu bilmiyorum , sadece öylesine bir tesadüf işte.  

   İşte bütün bu nedenlerle çok kısalıyor vaktim. Siz benim yaptığımı yapmayın en az 10 gün, ideal olarak 2 hafta ayırın Myanmar’a. Benim  8 günüm var kurs başlayana dek ve Yangon’da başladığım rotaya, Yangon’da son vermek durumundayım. Bu çok yol demek!

   Myanmar’a sadece Bagan’ı görmeye gelen ben, çok güzel sürprizlerle karşılaşıyorum ve 8 günde 3 gece, 1 gündüz otobüs yolculuğu yaparak Bagan, Mandalay ve Inle Lake’i gezip başladığım noktaya dönmüş oluyorum. Görmeseydim olurmuş dediğim tek bir şey yok. Şimdi sırayla geliyor benim şahit olduklarım ve görülmesi gereken diğer noktalar:

İlk durak Yangon!

   Yangon en uzun kaldığım ancak en az keşfettiğim şehir olabilir ülkede. Neticede şehir; trafiği bol, kirli ve de yağışlı! Burayı merkezim yapıyorum uçuşlarım için ve meditasyon kursuna da  yine burada gidiyorum. Sokak yemekleri de var. Batılıların midesine kolaylık sağlayacak kafeler, barlar da. Burası expat’ların yaşadığı şehir , dolayısıyla gelişmiş. Tanıştığım bir Türk arkadaş “5 yıl önce geldiğinde akşam saatlerinde elektriklerin dahi kesildiği, karanlık, turizmden uzak bir şehirken şimdilerde burası Paris” diyor. Siz yine de Paris beklentisine girmeyin.

   Ama bu şehrin merkezinde bir pagoda var ki sizi kendine çekiverir,  büyülenirsiniz : Shwedagon. Kaldığım ev burayı görüyor, etkileniyorum. Myanmar’a gelişim biraz çılgın bir yolculuk tercihiyle olduğundan (Sri Lanka’dan gece uçağıyla Kuala Lumpur, Malezya. Bana göre gece yarısı, Malezya’ya göre +2.5 saat farkla sabah iniş, Kuala Lumpur’u keşif ve sonra akşam uçağıyla Yangon. Epey yorucu!) ikinci günümde ancak 4’e doğru çıkabiliyorum dışarı. O da yemek yemek için sadece. Çılgınca yağmur yağıyor. Muson öyle azımsanacak şey değil… Neyse ama Shwedagon kendine çekiyor beni bir şekilde. 8bin Kyat (Çat diye telaffuz ediliyor) veriyorum, bir şemsiye ödünç alıyorum (neyse ki Myanmar’da böyle bir gelenek var, aksi halde nasıl hayatta kalınır?!). Bilmiyorum irili ufaklı kaç Pagoda var burada.  Çok sonraları Burmalılar’ın sabah 4’te buraya meditasyon için gittiklerini gördüğüm bir video izlediğimde daha da büyüleniyorum.

 

   Yangon gelişmekte olan bir şehir. Dolayısıyla Uber var. Taksiciler kapıyı her zaman beklenilenden fazla miktarla açarlar, pazarlıkta  ısrarcı olun. Chinatown sokakları keyifli , Kandawgyi Gölü civarında dolaşmak da keyifli. Ama bana kalırsa burada çok da vakit geçirmeye gerek yok. Ben 1 gece 2 gün kalıp, gece otobüsüyle diğer durağım Bagan’a yola koyuluyorum. (Otobüsler 13-17bin Kyat arası, inişte aman diyeyim 10bin Kyat ödemeyin taksiye 6-8 arası da ikna edersiniz taksicileri eminim. Şunu söylemeden geçmeyeyim VIP ve Normal otobüsler gayet güzel. Fakat dışarda hava nasıl olursa olsun yanınıza kalın şeyler almayı unutmayın. Neden bilinmiyor ama otobüsleri aşırı soğuk Myanmar’ın.)

Ve Bagan!

   Bagan, ah Bagan!!! Beni kendine yıllar evvel aşık eden ve nihayetinde kendimi orda bulduğum büyülü şehir. Bagan eski adıyla Pagan; Pagan Krallığı tarafından 9.-13. yy’lar arası inşa edilen 10.000 pagodadan, günümüzde 2.200’üne halen ev sahipliği yapıyor. Şehir ikiye ayrılıyor; Old Bagan ve New Bagan. Herkes kesesine göre kolaylıkla kalacak yer bulabilir, ben New Bagan’da Ostello Bello adı verilen bir hosteli tercih ediyorum. Myanmar’da pek çok yerde şubesi olan, kaldığım en tatlı hostellerden biri. Ancak Myanmar’da hostel fiyatları biraz pahalı maalesef. En az 10USD ile kapı açılıyor.

   Old Bagan’ın girişi 25bin Kyat yani yaklaşık 18USD, fakat kendimi şanslı sayıyorum, çünkü bilet almadan geziyorum 2 gün. Popüler pagodaları tercih etmediğim için kimse de sormadı. Yani eğer benim gibi sezon dışı gider ve popüler pagodalara uğramazsanız sizin de bu tutarı ödememe ihtimaliniz var.

   Old Bagan’da gün doğumu ve batımı muhteşem. Ben 2 günde de sabah erkenden gün doğumu için kalkıp ve  gün içinde dinlenip, akşama doğru da gün batımı için dışarı çıkıyorum. Kaldığım hostelin önerdiği küçük pagodalara gidip güneşin şovuna tek başıma şahitlik ediyorum.

   Hayatımda ilk kez motor kullanmayı denediğim yer olan Bagan’ın benim için özel olması biraz da bu yüzden. Bu kez kimseye bağımlı olmak istemiyorum. Tamamen kafama ve hissiyatıma göre geziyorum şehri. Ve şunu söyleyebilirim; yaptığım en güzel şey bu!

   Aslında bu şehirde turistlerin motor kullanması yasak, ancak elektrikle çalışan günlüğü 5bin Kyat’a kolaylıkla kiralayabileceğiniz scooterlar  (e-bike) var. O zaman vakit; kitabı, defteri bir kenara bırakıp, keyifli bir hostel bulup ve tabi bir e-bike kiralayıp Old Bagan’da kaybolma vakti!

   Ben gün doğumu için 1185 no.lu pagodaya gidiyorum, gün batımı içinse Sulamani Pahto’ya yakın bir viewpoint’e. Shwe Leik Too’yu çok çok çok beğeniyorum, bence hem gün doğumu hem de batımı için uygun çünkü 360 derece pagodaları görüyor. Ama burada biletçilere takılmanız mümkün. Zaten aldıysanız biletinizi, buyrun Shwe Leik Too’nun çatısına.

   New Bagan için elbette güzel restoran önerilerim var: Hint Mutfağı sunan Royal Cafe, muhteşem yemeklerinin yanı sıra sadece Eminem hayranı olan işletmecisinin garip hallerini izleyerek bile keyif alabileceğiniz Indian Restaurant (önceden rezervasyon yaptırmanız tavsiyem), bir de Be Kind To Animals The Moon Cafe var vejetaryen seçenekleriyle ve atmosferiyle çok keyifli.

    Bu arada ben Bagan’ı öyle hissediyor, öyle yaşıyorum ki, kimseyle sosyalleşmeye ihtiyaç duymuyorum. Evet, düşük sezon olmasına rağmen tıka basa dolu, Bagan’ın en popüler hostelinde kalıyorum, ama eşlikçiye ihtiyacım yok.

   Şunu belirtmeliyim; Angkor Wat’ta da bulundum, bu kadar yüksek enerji hissetmedim. Evet, Angkor Wat bölgesindeki tapınaklar daha az sayıda olmasına rağmen  mimarisiyle tartışılmaz daha güzel. Peki Bagan’da hemen hemen hepsi birbirine benzeyen pagodalar neden daha çekici geliyor bana? Sanırım bunun nedeni turizm. Kamboçya kesinlikle çok daha turistik, henüz Myanmar o seviyeye gelmemiş, umarım da gelmez. Ya da gelmeden siz ziyaret etme fırsatı bulursunuz. Çünkü hala o eski günlerin havası var, hala o enerjiyle kucaklanıyorsunuz. Sevdiceğim Bagan, iki günlük kısacık kavuşmamızın ardından veda vakti.

Şehir gibi şehir: Mandalay

   Bagan’dan sonra soluğu Mandalay’da alıyorum. Bagan- Mandalay arası otobüsle sadece 5 saat, kapıdan kapıya hizmeti olan birini seçiyorum (sanıyorum 12bin Kyat). Ve hostelime yerleşiyorum : Downtown Mandalay. Sevimli mi sevimli çalışanlarıyla şiddetle tavsiye edebileceğim bir hostel.

   Burada ne yapacağımı düşünmeme çok da gerek kalmıyor. İlk günü rahatlayarak geçirip, ikinci gün için hostel çalışanlarının yardımıyla tur ayarlıyorum kendime. Zira sonraki gün yine yolda olacağım, vakit dar.

   Velhasılı kelam, tahtaya adımı yazıyorum tur paylaşmak isteyen olabilir diye. Çünkü 3 antik kenti içeren 1 günlük ve Mingun’u içeren yarım günlük turu  birleştirince -şoförlü motorlu tur- bana 40bin Kyat’a mal olacak. Neyse ki şansım yaver gidiyor ve 4 kişilik bir Tayvanlı gruba denk geliyorum ve toplamda 16bin Kyat’a 2 turu 1 güne sığdırıyorum.3 Antik şehir çok da ilgimi çekmiyor, ama Mingun şart!

   Tura Mahagandayon Monastery’deki kahvaltı seromonisi izlemekle başlıyoruz. Gerçekten çok etkileyici. Minicik monklar da dahil olmak üzere yüzlerce monk bir düzen içinde sıraya giriyor ve kahvaltı servisini nizam içinde alıyorlar. Fakat bana en dokunan, bu görüntü bizler için turistik bir çekicilikten öte bir şey olmazken, onların günlük rutini olması. Bu ve benzeri pek çok geleneksel şeyi görüntülerken hep aynı duyguyu yaşıyorum. Pa Hto Taw Gyi ise gerçekten muazzam büyüklükte bir kayaya inşa edilmiş bir tapınak, görmeye değer. Oohmin Thoonesel Pagoda da akılda kalıyor. Ama favorim kesinlikle Mingun’daki Mya Thein Dan Pagoda oluyor, bembeyaz görkemli duruşuyla. Bir de elbet bu turu satın almamın en önemli nedenlerinden biri olan U-Bein Bridge’e günü batırmaya gidiyoruz. U-Bein köprüsü 1.2 kilometrelik uzunluğuyla dünyanın en uzun ve en eski tahta köprüsü. Yılın bu zamanı (yani Ağustos’ta) güneş tam yanından batmıyor köprünün. O nedenle kartpostallarda gördüğünüz gün batımı görüntülerine denk gelmek zor. Ancak yine de sonuç inanılmaz!

   Bir güne çok şeyi sığdırabilmeyi başarmış ben erkenden yatağı boyluyorum. Sonraki gün geceyi yine otobüste geçireceğim zira. Ancak gitmeden görmem gereken 1-2 yer daha var. Ben ne mi yapıyorum bu mekanları ziyaret için? Artık iyice pişkin bir gezgin olarak günümü hiç planlamıyorum. Tamamen akışta ağırdan alarak geçiriyorum ve her halükarda otobüs garına gitmek için kiralayacağım moto-taksiyi saat 4’e doğru kiralama kararı alıp gitmeden önce şoförden beni tik ağacından yapılmış çok özel bir Monastery’e götürmesini rica ediyorum: Shwenandaw. Zira onca pagodadan sonra çok pagoda ziyaret edesim gelmiyor, ama bu gerçekten çok özel. Bir tesadüf eseri tam da günü ağırdan alırken bir kafede karşılaştığım yoldaşlarım Tayvanlı gruptan biletlerini kapıyorum, çünkü normalde şehir içindeki birkaç pagodanın girişi için 10bin Kyat ödeyerek bir kombine bilet alıyorsunuz.Bu bilet işe yarıyor mu? Hayır, çünkü üstünde damgası var hali hazırda ziyaret edilmiş bu manastır. Ancak çok şanslıyım, şoförüm yan kapıdaki görevliyle Burmaca konuşuyor ve adam beni içeri alıyor. Bir İspanyol grubun çekimine photo-bomb yaptıktan sonra aynı yerde bu fotoğraf için kameramı yine onlardan birine veriyorum.

   Sonrası Mandalay Hill, yine gün batımı yakalamak için.Malesef gün batımı o kadar da büyüleyici değil. Ama üzülecek halim yok, 11 aydır gün doğumları ve batımları için yaşıyorum adeta, çoktan ‘çok güzel an’lar yakaladım zaten…

   Ve yine bir gece otobüsündeyim. Tek yabancı olarak, İngilizce bilmeyen şoför ve muavin ve diğer Burmalılar’la seyahat halindeyim. Biliyorum beni sabaha karşı yol üzerinde indirecekler. Olsun Inle Lake için heyecan içindeyim ve  rahat koltuğumda uzanarak uykuya dalıyorum.

 

Bu Gölde Yaşam Var; Inle Lake

   Ve sabah 4.30 gibi dürtülerek uyandırılıyorum. İnen bir benim o noktada. Daha nerdeyim, ne yapıyorum tam anlayamamışken etrafımda 7-8 Burmalı adam bana nereye gideceğimi soruyorlar. Bir çember kurmuş durumdayız. Bu sefer ne kadar ödeyeceğimi bilerek pazarlığımı yapıyorum ve yaklaşık 11 kmlik uzunca ve karanlık bir yolu tanımadığım motor şoförüne güvenerek ve donarak geçiriyorum, 3bin Kyat karşılığı. Motordayken aklıma geliyor, bazen böyle hisler yaşıyorum işte, ne kadar kolay güveniyorum insanlara diye. Evet, ama bu doğru; Burmalılar güvenilecek insanlar.

    Inle Lake girişi için 12bin Kyat isteniyor. Evet, Myanmar turizmde yeni, ama ne yapması gerektiğini çok iyi biliyor gibi. Yine Ostello Bello’dayım. Sabahın 5’i. Buranın en sevdiğim yanı size check-in saatine kadar teras katında yatak veriyor olmaları. Hemen bot turlarından birine adımı yazdırıp, soluğu yatakta alıyorum. Malum zaman dar, hemen bugün yapmam lazım turu. Bunun doğru karar olduğunu düşünüyorum.

   Inle Lake gerçekten güzel ötesi. Klasik bot turuyla sizi 6 saat boyunca çok turistik noktalara götürüyor olsalar da, yine de görmek isteyeceğiniz manzaraları görüyorsunuz. Tamamen bildiklerinizin dışında! Göl üzerine kurulu bir kasaba düşünün. İnsanlar duşlarını gölde alıyor, gölden balık avlıyor, göl üzerine kurdukları minik tarlalarında pek çok şey yetiştiriyor ve turizmden geçimlerini sağlıyorlar. Burada yaşayan insanların gerçeği, bakkala bile botla gitmek zorunda olmaları. Yol boyu pek çok atölyede duruyoruz; lotus saplarının içindeki pamuksu şeylerden iplik yapım atölyesi, Burma’ya özgü peştamal tarzı bir kıyafet olan longji yapım atölyesi (bu arada popülasyonun özellikle de şehir dışındaki popülasyonun %90’ının longji giydiğini görünce şaşırmayın), Burma sigarası, purosu ve tabi şemsiyesini üretimi yapılan pek çok atölye görüyoruz. Bunlar tamam da, benim kadrajıma en çok gölde botlarıyla satış yapan kadınlar ve Kayan Kadınları takılıyor.

   Kayan Kadınları Tibet-Burma etnik kökenli, ‘Zürafa Kadınlar’ olarak tanınmalarına neden olan şey ise uzun boyunları. Boyunlarına çocuk yaşta başlayarak, yaş aldıkça artan sayıda halka geçirdikleri için uzun boyunlara sahip oluyorlar. Halkalar oldukça ağır. Nedenini araştırdığımda ; ya hayvanlardan korunmak, ya da  seksi görünmemek için olduğu söyleyen hikayeler dinledim. (Konuşma fırsatınız olursa bir gün biriyle, lütfen beni de bilgilendirin.)Günümüzde bu kabilenin insanlarının bir kısmını Myanmar’a sınır olan Tayland’ın kuzey sınırındaki bölgede de görebilirsiniz. Vaktim ve yanımda eşlikçim olsaydı kesinlikle Kayah Bölgesi’ne gidip onları kendi köylerinde ziyaret etmek isterdim. Ancak sanıyorum biraz tehlikeli bir rota. Her neyse, özetle ben onları gördüğümde seviniyor, heyecanla fotoğraf çekiyorum. Fakat onların gözlerinde, yaşlı olanların yani, tabi o sevinç yok. Turizme alet olmak çok hoş bir durum olmasa gerek…

   Bir de tabi Inle Lake’in meşhur balıkçı adamları var. Bir ayaklarıyla kürek çekip bota yön verirken, bir yandan da kocaman ve ağır ağları taşıyorlar. Anlıyorum ki şimdilerde sadece turistlere poz veriyorlar, gerçekten balık avlamak için orda duranını görmedim. Ama neyse ne, çok ama çok özel bir görüntü bana kalırsa. Evet ben Inle Lake’te vaktim olmadığı için 1.5 gün geçiriyorum. Burada bot turu dışında yapılacak çok da şey yok. Ama eğer vaktiniz olur da Kalaw’dan Inle Lake’e trekking yaparsanız dinlenmek için 2 gün ideal olurdu.

   Evet ben şunları yapamadım zamansızlık ve mevsimsel nedenlerden ama yine de çok tatmin olmuş olarak ayrıldım, her ne kadar yorgunluktan gebersem de…

   İşte daha fazlası:

  • Mandalay sonrası Pyin O Lwin görülüp doğada vakit geçirilebilir.
  • Hsipaw’da trekking turlarına katılınabilir.
  • Kalaw’dan başlayarak Inle Lake’e 2-3 günlük trekking turu yapılabilir.
  • Kyaikto’da Altın Kaya görülebilir.

   Özetle Myanmar gezilesi, görülesi, ilham alınası bir ülke. Evet sokakları kokuyor, evet türlü türlü böcek var, evet neminden evleri küf kokuyor,  evet kadın-erkek ulu orta demeden tükürüp, osuruyor, ağzında çiğnediği kırmızı betel nut denilen ve kafa yapan şeyin iğrençliğine rağmen konuşmaya çalışan taksi şoförleri var ve evet  tam güneşi gördüm derken daha gülümsemen yok olmamışken sel götürecek kadar yağan yağmuru var. Hepsine r RAĞMEN:) aklımda iz bırakacak ve geri gelmek isteyeceğim toprak… Budizmin doğduğu değil, olduğu ülke olan Myanmar’da 3 kişiden birinin monk olduğunu söylemek mümkün.  Herkesin ömründe bir kez çocukken, bir kez de 20 yaş üstünde 2 kez monk olması gerektiğini öğrendiğimde anlam kazanıyor şaşkınlığım. Sağlı-sollu direksiyonlarıyla insanı afallatan bir ülke. Ancak gördüğüm Asya ülkeleri arasında geri-gelinesi kategorisine girmeyi başarıyor.

   Bence burayı Budizm kurtaracak. Çok Budist ülke gördüm ama buradaki kadar Budizmin önemsendiği başka bir ülke görmedim. Ve insanları da bir şekilde temiz kalmış bu sebepten. Ne yüzlerine güneşten korunmak için sürdükleri Tanaka umurlarında, nede desen üstüne desen giydikleri kıyafetler. Onlar dış görünüşleri umrunda olmadan yaşayan bu dünyanın insanları. Umarım bozulmazlar paranın kirliliği ve turizmin etkisiyle…

 

 

   Ufak bilgilendirmelerle burada vedayı yapıyorum. Myanmar’a gidecekler kesinlikle benle iletişime geçsin!

  • Sezon: Kasım-Şubat ayları arası.
  • Para Birimi: Kyat (1000 Kyat= 2.5TRY =0.73USD)
  • Vize internetten 50USD karşılığı alınabilir. 2 gün içinde onay maili geliyor. Konsolosluktan başvuruyla ise sadece 35USD
  •  Hemen hemen her yerde ATM var, para çekme konusunda sıkıntınız olmaz.
  •  Yemekler biraz baharatlı, ama dert edilecek kadar değil.

   Kapatırken Myanmar’da deneyimlediğim Vipassana Meditasyon tekniğiyle ilgili yazımı ve aslında daha fazlasını okumak isterseniz, sizi şuraya bekliyorum…

   Çok sevgiyle,

   Gonca Gengönül

    www.dunyakacbucak.com 

       

 

About Cemre Nur Meleke

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir