Uyumayan Şehir – New York!

New York tabii ki benim de favori şehrim! 🙂

Her gittiğimde bir daha gitmek isteyeceğim tek yer bile olabilir.

Yazının devamında benim de gittiğimde öğrendiğim; bazılarına gittiğim, bazılarına gidemediğim ancak referansı güzel olan yerleri paylaşıyorum. Umarım sizin de işinize yarar. Tam olarak New York yazısı değil de Manhattan yazısı gibi düşünebilirsiniz, zira ben üç gidişimde de dışına pek az çıktım.

 

Yapılacaklar:

Açık alanlar:

Şehrin en güzel yanı her yere yürüyebilmek, böylece şehri daha iyi yaşayabiliyorsunuz da.

Central Park: Bütün New York’ta favori yerim olan Central Park’ta uzun uzun yürüyüşler tavsiye ederim. Çevresindeki binaların güzelliği ve parkın yeşilliği  güzel ve huzur verici. Hem yaz hem kış ayrı güzel. Parka gidince John Lennon için Yoko Ono’ nun yaptırdığı Strawberry Fields’ı görmeden çıkmayın, Yoko Ono’nun evinden görülen gözyaşı şeklinde bir alan.

 

Times Square:  Resmen şehrin kalbi, her yerde reklam panoları ve ışıklar. Fazlasıyla turistik, ama bir o kadar da göz alıcı.

Beşinci Cadde: Tüketime dayalı olmanın hakkını veren bir cadde. Baştan aşağı alışveriş yapabileceğiniz, yemek yiyebileceğiniz mağazalar. Rockefeller Center, Plaza Otel gibi şehre imzasını atan bazı binalar da bu caddenin üzerinde. Aynı zamanda  Beşinci Cadde civarında Sex and the City’nin düğününün de olduğu New York Library’i ve de Central Station’ı da mutlaka görün. Mimari olarak da çok güzel binalar.

SoHo ve Meatpacking: Şehrin dış mekan olarak da oldukça keyifli yerleri var. Popülaritesi yüksek ve hip yerleri görmek isterseniz Meatpacking ve SoHo tavsiye ederim.

Downtown: Chinatown ve Little Italy nevi şahsına münhasır, başka ülkeye gelmiş gibi hissettiren alanlar. Güvenlik sorunu yok ama yine de gece gitmeyin derler. Çin yeni yılı zamanında giderseniz Chinatown’da çok renkli kutlamalar görebilirsiniz.

Wall Street: Wolf of Wall Streetlerin yetiştiği yer, gitmişken boğanın önünde fotoğraf çektirmeden olmaz.

Harlem: Genel olarak girmeyi tavsiye etmiyorlar, ne kadar doğru bilemem. Ama Harlem’de iki tane kilise var ve Pazar ayinini turistlere de açıyorlar. Vaktiniz olursa  gidin görün derim. Ben Abyssinian Baptist Church’e gittim, sadece sabah 7.30 ve 11.00’a turist alıyorlar, ama 11.00 için en az bir saat önce orda olmanız lazım yoksa biletleri tükeniyor. Yaklaşık iki saat sürüyor. ”Yok ya kiliseyle ne işim olur” derseniz gerek yok; ama alkışlı, konserli, sopranolu bir dini tören. 🙂

Müzeler:

Şehre ilk gidişiniz ise ve ”ben müze gezerim” diyorsanız New York pass tavsiye ederim. Müzelerin hepsi güzel ve gitmişken görülesi yerler. Özellikle Metropolitan Müzesi (MET), Museum of Modern Art (MOMA), Gugghenheim ve Museum of Natural History mutlaka görülmeli. Gitmeden MOMA ve Gugghenheim’deki dönemsel sergilere de bakarsanız güzel şeyler yakalanabilir. Ben bir gidişimde Tim Burton, öbüründe Matisse yakaladım mesela. Eğer hava güzel olursa da MET’in merdivenlerinde öğle yemeğinizi yiyebilirsiniz.

Yemek&İçmek:

Penelope – Kahvaltı. Klasik Amerikan. Kocaman pancakeler, scrambled egg’ler falan. Bir sabah denenebilir. 30 Lexington’da.

Petite Abeille – Belgian breakfast ama insanlıktan çıkabilirsiniz, dikkat! 3 tane yeri var, ben 4 ile 5 arasında 17. Street’tekine gittim.

TAO Downtown – hem güzel bir akşam yemeği, hem de içmek için gidilmeli. Akşam geç saatte gidip, oradan da Meatpacking’deki eğlence yerlerine gidilebilir, ya da kokteyllerle geceye burada da devam edilebilir. Yemekler güzel, kokteyller güzel.

Bodega Negra – Meksikalı, Dream Otel’in içinde. Electric Room veya Phd’ye gitmeden gidilip yemek yenebilir. Kokteyller yine güzel. Çeşit çeşit tekilalı şeyler.

Grey Dog – bu da kahvaltı ve klasik Amerikan, ama  kahveleri  de güzel. Üzerine bellini de içebilirsiniz. 🙂  Grey Dog’un da farklı yerlerde şubesi var.

La Esquina – Alkolün yasaklı olduğu zamandan kalma bir yer. Girişi bir Taco’cudan, mutfağının içinden falan geçip alt katta bir yere yönlendiriyorlar. Yemek ve/veya bir iki birşey içmek için gidilebilir.

Serendipity – Upper East’te. Gerçek anlamda bir klasik, rezervasyon almıyor ve hep sıra var. Üstelik sıraya kaç kişi girerseniz o kadarlık masaya oturtuyorlar. Ama gidip o klasik ortamı görmeden, devasa tatlılardan denemeden dönmek olmaz.

Bagatelle –Ben gitmedim ama brunch’ı ile ünlü. Her cumartesi pazar öğlen saatlerinde perdeler kapanıyor. Ve parti eşliğinde şampanya, mimoza, bellinili gerçek bir brunch partisi yaşanıyor.

Boom Boom Room& Le Bain –Standard Otel’in en üst katında; Le Bain rooftop bar, Boom Boom Room ise gece kulübü. Sıcak havalarda gittiyseniz Le Bain’de akşamüstü kokteyli için derim.

Top of the Standard – Standard Otel’in kapalı bölümü, en üst katta. Müthiş Hudson, New Jersey  ve Wall street skyline görüntüsü var. Akşamüstü güneş batışını izlemek için ideal. Kokteyller güzel.

Buvette – Fransız.  Downtown Bleeker Caddesi’nde yürürken girip bir şarap içip devam etmelik.

Jazz Standard –Caz dinlemek için ideal, lokal ve turistik arası. Biz gittiğimizde Kübalı bir grup vardı, programa bakılıp gidilebilir.

Alışveriş

Genel olarak her yerden alışveriş yapabilirsiniz, sokaktaki ufak butikler ya da Macy’s fark etmez. Ama indirim dönemlerine denk gelirseniz, çok iyi fiyatlar bulabilirsiniz. (Dolar kurunu unutmadan!)

Eğer outlet isterseniz de Woodburry Premium Outlet’e gidilebilir.  Şehrin dışında, şehirden otobüsle gidiliyor ama bütün günü ayırmanız gerekecek.

Şimdiden iyi yolculuklar dilerim, umarım benim sevdiğim kadar seversiniz şehri! 🙂

Yazı ve fotoğraflar: Hazan Aydın
İnstagram: hznydn
hazanaydin@gmail.com

 

 

About Cemre Nur Meleke

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir